byram's profilebayram'mın alanı selaml...PhotosBlogListsMore Tools Help

bayram'mın alanı selamlar hoşgeldiniz arkadaşım..

byram bende sensizim senin gözyaşın benim

Occupation
Location
Interests
İRTİBATA GEÇ BAŞKA BİLGİ İSTERSEN
asil.18.19@hotmail.com

Geo IP Tool

Loading...
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
yorumlarınız   değerlerimiz!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Dec. 25
Bayramınız kutlu olsun...

Tebrik ediyoruz...

Bizler, bayramlara, geçiyorken şöyle bir uğramayız. Bayramlar ömrümüz süresince bize uğrarlar...

Biz bayrama kavuşmayız. Bayramlar sora sora bizi bulur.

Uğranılan, biziz.

Yoklayan, hatır soran, sonra da çekip giden bayramlardır.

•••

Bayramlar misafirimiz...

Her defasında mütebessim çıkagelirler. Öfkesiz ve sevimli...

İrfan ehli bilir ki, bayramlar aynı zamanda bizi kontrol ederler. Önceki bayramdan bu yana neler işledik, hangi hizmetlerin içinde olduk onu öğrenirler... lüzumsuz mu yaşamaktayız, zamana eziyetimiz mi var... tahkik sürer.

Bayramlar, “sonucu” bir yerlere taşırlar.

•••

Bayramınız kutlu olsun.

Dileriz, bayramların size verdiği notlarda artışlar olacak. Sevmeyi biliyorsunuz. Dinlemeyi, özlemeyi, karşılıksız fedakârlığı da iyi biliyorsunuz... Faydasız yaşamıyor, gayretsiz durmuyorsunuz.

Tebrikler sizedir.

Sınıfı geçeceğe benzersiniz.

•••

İçine sevindirme karışmamış sevinmelerin ya tadı eksiktir, ya tuzu... Sevindirmeyenlerin sevinmeğe hakkı var mı ki?

Güldürmeyenlerin gülmesi dört okka çeker mi?

Mutluluk bol etekli kaftanlar gibi nice huzurları süpüre süpüre geçmiyorsa kaç paralık esamisi vardır?

Aile içinde, çevrede, mahallede; serpiştireceğimiz, dağıtacağımız kimbilir hangi zenginliklerin sahibiyiz. Ama cimrilik bazılarını bırakmıyor...

Sevmenin cimriliği olur mu?..

Beğenmenin, hatır sormanın, tebessümün, “İnşaallah” demenin, yardıma koşmanın?..

Merhabanın cimriliği olur mu?

•••

Bayramlar cömertlere yakışıyor.

İnananlara, birbirine güvenenlere yakışıyor.

Sevimli bir hayrettir ki, inananlar gün be gün artmakta, “Bayrağım, milletim, vatanım” diyenler çoğalmakta... Yakın bir gelecekte güzel insanlar yeri göğü dolduracak.

Her uğrayışta güzel insanlara rastlayan bayramlar bize bereketleri hediye bırakacaklar.

Yahut, kendilerini “hediye” diye sunacaklar.

Eninde sonunda olacak bu... Bayram sevinçleri bir gelecek bir daha gitmeyecek...

•••

Ömürler temiz yaşanıyorsa, onlar bayramsız değil.

•••

Aklın çatısından, hünerin terasından ve sağduyunun şerefesinden bakalım...

Dünya asıl oralardan görülmeli...

Oralara çıkabiliyor musunuz? Bayramların gelişini ve gidişini o irtifadan takip edebiliyor musunuz?

Sizi tebrik ederiz.

Sizi arayıp bulan mübarek bayramınızı da...

•••

Bayramlar adresleri şaşırmıyor.

Hak etmişlere uğruyor...Gürbüz Azak

 

BAYRAMLARI HAK ETMEK DİLEĞİYLE HAYIRLI AKŞAMLAR .Kırmızı gül

Dec. 10
Sobele ey hayat!!!
KüçükLüğümüzde oynadığımız oyunLarı anımsıyorum.Gözümüzü açar açmaz çocukLuğumuz kaçacakmışçasına kendimizi sokağa atışımız ve okunan akşam ezanının verdiği o inanıLmaz sancı.Annemizin bizi çağıracağı saati bile biLe sonuna kadar direnip,biraz daha fazLa süre için yaLvarışLarımız...
Bir de oyunLarımız vardı,iLeride hayatın peşisıra koşacağımızı biLmeden oynadığımız kovaLamaçLar,iLeride canımız yandığında yedek bir can aLamayacağımızdan habersiz can oyunLarı,seksekLer,köşe kapmacaLar...Ve günü akşama tesLim ederken oynadığımız sobe oyunu,en vazgeçiLmez oyunLarımızdı...
BeLki de bu oyunLarın en çok özLenen yanı,kaybettiğimizde yeniden başLamak hakLarımızdı.Aynı oyunda defaLarca yeniLsek te umrumuzda oLmadan başLardık yeniden ve kimse bizimLe daLga geçmezdi.OyunLara yoruLsakta devam ederdik.Ve en çok sıkıLdığımız anLar yapardık mızıkçıLık,tıpkı şuan yaptığımız gibi.Küserdik mızıkçıLık yapanLara.Sonra dayanamazdık,dakikaLar doLmadan en masum haLimizLe unutuverir,oyunLara daLardık.Öfkemizi saçımızın sıvazLanmasıyLa ya da bir tane şekerLe takas ederdik.Ve çoğu defa oyunun en heyacanLı yerinde düşerdik.DizLerimiz kanayıp,avuçLarımız yanarken bütün gücümüzLe,hıçkıra hıçkıra ağLayabiLirdik.Çevredeki insanLar ne der diye düşünmeden,gözyaşLarımızı sakLamadan,acımızdan utanmadan,unutana kadar yaramızı ağLardık.Ve bize sormazLardı niye ağLıyorsun diye.Yani hep bir yanımız özgürdü.Ve bizse gözLerimizdeki yaşLar kurumadan kendimizi oyunun içinde buLurduk yeniden.Okunan ezan ve bir daha oynamayacakmış gibi ağLaya ağLaya eve dönmemiz ve 10 dk fazLa zamanı akşam yemekLerine tercih edişLerimiz..Günün yorgunLuğunu ise mızıkçıLık yaparcasına hemen daLdığımız uykuLar eLeverirdi.
Peki ne değişti şimdi?ÇocukLuğumuzu,en masum haLLerimizi sobe oynarken sakLandığımız yerLerde mi unuttuk yoksa kovaLamaç oynarken mi düşürüp kaybettik..
Ama ben hep bir yanımızın çocuk kaLdığını ve sadece oynadığımız ounLarın ciddiLeştiğini düşündüm.Sadece hayat bize defaLarca şans vermedi ve mızıkçıLık yapıLdığında unutup her şeyi devam edemedik kaLdığımız yerden..Ya da öfkeLerimizi bırak şekeri kocaman sevgiLerLe biLe takas edemez oLduk,ve ağLayamadık çocukLuğumzdaki gibi doyasıya,geceLeri o kadar koLay ve huzurLu uyuyamadık.Ve en önemLisi yaraLarımız iyiLeşmeden başLyamdık yeni oyunLara ve yürekLerimizi sığdıramadık yürekLerimize..
VeLhasıL kaçamadık hayatın geç kaLınmışLıkLarından,masumiyetimizi çoktan geçmişimize tesLim edip,büyüdük.KaLamadık eskisi gibi..Kendimizi sakLarken herkesten,sakLayamadık en güzeL yanımızı...


Şimdi mızıkçıLık yapıyorum son defa....Ve oynamıyorum ben..

SobeLe ey hayat!! sobeLe bekLiyorum!!
 
selam ve dua ile rabbime emanetsin.Kırmızı gül
Nov. 30
kemalwrote:

Başlamak için en uygun zamanı beklersen, hiç başlamayabilirsin, şimdi başla!  Şu anda bulunduğun yerden elindekilerle başla...

http://omersabrikursun1.spaces.live.com/arşiv
 

 

 

 

 

"Kalbinizi Unutmuşsunuz Bey Efendi Hanım Efendi, Kalbinizi!!!"

Unutkandır insan. En çok da kendini unutur. İnsan yanını yitirir. Sık sık kalbini düşürür göğsünden. Vicdanına temas etmeden geçirir bir ömrü. Gönlünün gönlünü etmeden getirir yarını. Şehrin gürültüsünde, telaşların yangınında, görsel kandırmaların kuytusunda, yüzüne serince değen, senden hiç yüz çevirmeyen, boş söz ve yalan söylemeyen, unuttuğun yanlarını hatırlayan, düşürdüğün kalbini yakana yeniden takan, çiçek kokulu bir pencere önünde bekleyen, yağmur sonraları ikindilerde sıcacık tebessümeyle koyup gelen bir dost içtenliğini...

 

...kim istemez?

 

Ateşli politik cepheleşmelerde, ezici küresel gündemlerde unuttuğumuz nedir? Gündelik telaşlarda, taraflılıklara indirgenen bakışlarda yitirdiğimiz kimdir? En acımasız siyasal rakiplerin birlikte ağladığı bir görüntü yok mudur ülkemizde? İri puntolu manşetlerin, kalın harfli köşe yazılarının kalıplarını kırıp da, savunmasız ve çıplak yanlarımıza aniden dokunuveren bir, bizi kol kola getiren, herkesi birlikte kucaklayan, kucaklatan bir ortak sevincimiz yok mudur? Yeryüzünün kavgalara boğulmuş, tarafgirliklere parsellenmiş acılı yüzünde, hele de bu ülkenin coğrafyasında, o kadar çok ortak sızımız var ki, ortak hazzımız var ki? Niye kavga ediyoruz? Neyi bölüşemiyoruz?

 

Siyasal etiketleri bir düşürsek yakamızdan. Sayısal etkilenmeleri bir kenara koyuversek... Ortak değerlerimize eğileceğiz hüzünle.. Ortak kaygılarımızın başında kucaklaşacağız umutla. İnsanın olduğu her yerde, insan özünün unutulmadığı her zeminde bir huzur umudu vardır, sevinçlerin gök mavisi saklıdır.

 

 

 

kirmizi4.gifGülümsemeGülümseme

 

 

 

Hayat Kısa,

Kuralları Yık,

Kolay Affet,

Kalpten Sev,

Kahkahalara Boğul,

Ve Yüzünü Güldürmeyi Başaran Hiç Bir Şeye Sırtını Dönme...

 

Cute Image
 

HAYAT SANA HEP GÜLSÜN.

ALLAH YAR VE YARDIMCIN OLSUN

DUALARDA BULUŞMAK ÜZERE...

 
 
 
Nov. 20

Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok, tükenmez... İnanıyorum ki gerçekten de öylesin.


Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, İster nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın...


Unutma; Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin... Gürültünün parçası olursun sadece!..
Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü; "Su nasılsa burada, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye" diye düşünürler...


Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!
Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar.


Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi; suyun durgun yerlerini bulabilmek için.
Gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler; Onlar için en uygun olan, kendi istedikleri zamandı...


Sen, hep bir su olduğunu düşün.
Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez...
Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün.
Ama su gibi yaşatıcı ol;
Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!..
Sen bir su ol...


Ama rahmet ol; Âfet değil!
Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme; Sana "felaket" denmesin!


Su isen bir bardağa sığabil ki; Damarlara giresin!..
Su; Yüce Mevlâ'nın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri... Unutma;
Ve suya benzediğini unutma. Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez-tükenmez olduğunu da unutma.


Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de "kıyametler" koparıcı olabileceğini unutma...
Unutma; Senin işin rahmet olmak, âfet değil!


Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin;
Küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene.
Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe.
Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen; korkulan ve kaçılan olursun seller, âfetler gibi.
Tercih elindeydi hep ve hep de "senin" ellerinde olacak...


Ya tutmayı öğreneceksin dilini; veya hiç durmadan konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara!
Ama yapman gereken şu, değil mi?


Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini. Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini...
Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin...
Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın...


Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bindireceğin kişinin "kıyıya yanaşmasını" bekleyeceksin!..


Demeyeceksin; "Ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!.."
Demeyeceksin; "Ben aklıma geleni aklıma geldiği biçimde söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!.."
Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın, ama maalesef değil...
Ağzını açıp "Şelaleden dökülen suyu" içmeye çalışan bir tavsan gördün mü hiç?...
Veya önüne çıkan ağaçları dahi sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü?


Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler; Beyni olan her yaratık gibi!
Hadi...

 


Sen simdi "su olduğunu" düşün, ve kendini "su gibi" hisset...


Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı...


Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez-tükenmez olduğunu hatırla...


Ama yine su gibi "bir küçük bardağın içine" sığdır ki kendini;


Girebilmeyi öğren insanların damarlarına.


Hayat ver...


Vazgeçilmez ol!...

SELAM VE DUA İLE KARDEŞİM RABBİME EMANETSİN..

Nov. 20
Nov. 19
Nov. 16
Ertekinwrote:
ertekin
 
ertekin
Sept. 29
ahmed akwrote:

La Tahzen! İnnALLAHe-l meane!"




Asırlar öncesinden, hicretin en can alıcı noktasında, sevr mağarasından tüm insanlığa bir teselli mesajı yükseldi :

"Üzülme, Allah bizimle beraberdir."

Pekiyi, sadece Hz. Ebu Bekir’e miydi bu teselli?.. Sadece müşriklerin şerrinden sığınmaya mıydı?..

Hayatın, imtihan ekseninde, bazı kırılma noktalarında vardır.. Bu noktalarda, sonsuz bir kudrete dayanma arzusu, zirveye çıkar.. Sebepler sükût ettiğinde, çaresizlik tüm çareleri tükettiğinde, artık O’ndan (c.c.) başka hiçbir yardımcının kalmadığını hissettiğinde, bu teselli, rahmetin kucağına sevkin başlangıcı olur..

İşte hicret sahnelerinden birinde ve en birincisinde, Allah (c.c.) tam emniyet ve tevekkül ile kendisini, Kendine emanet edene, yardımını nasıl yetiştiriyordu, eskimeyen levhalardan bir kez daha izleyelim..

En güzel’in (s.a.v.) hayatı, hayata da en güzel örnekti.. Çünkü Alemlerin Rabbi, O’nu alemlere rahmet göndermişti.. Hayat seyrinde, itaatten ibadete, ahlaktan tevekküle her şeyde “zirve” olduğu gibi, Rahmetin de tecessüm etmiş bir timsali olan Efendimiz (s.a.v.), sebeplerin sükûta yaklaştığı son noktada, sadık dostuna işte böyle teselli vermişti..

Eğilseler ayaklarını görecekleri kadar yaklaşan müşrikleri gören Ebu Bekir (r.a.) Kâinatın efendisine zarar verirler endişesi ile :

"-Yâ Resûlallah!" dedi. "-Beni öldürseler de gam çekmem. Ben nihâyet bir ferdim. Amma, Allah göstermesin, sana bir zarar ve ziyan eriştirecek olurlarsa bu, bütün ümmetin helâkine sebep olur."

Rasulullah endişesiz ve mütebessimdi.. Çünkü öyle birine inanmış güvenmişti ki, O (C.C.) kendisini bırakmazdı.. Asılardır, hassas kulaklarda ve kalblerde yankı bulan şu cümle ile teselli verdi son peygamber arkadaşına:

"Üzülme, Allah bizimle beraberdir."

Hz. Ebû Bekir:

"-Yâ Resûlallah" dedi.

"-Onlardan birisi eğilip de ayaklarının dibinden bir bakıverse, bizi görür."

İki cihanın mefhari olan Efendimiz, yine emîn ve tam tevekkül ile şunları demişti:

"-Yâ Ebâ Bekir, iki kişinin üçüncüsü Allah olursa,

sen âkibetin ne olacağını zannediyorsun?

Yakalanacağımızı mı sanırsın?"


Allah’a tam tevekkül edene yardım, işte böyle yetişiyordu.. Hem hiç umulmadık yardımcılarla…

Müşriklerin rehber olarak yanlarına aldıkları iz sürücü, kavminin en iyisiydi.. Adeta havadaki kokudan iz sürebiliyordu..

O kadar eminler ki kendilerinden; bu sefer yakalayacaklar ve başına büyük ödül konulan Allah rasulünü öldüreceklerdi.. Ama unuttukları bir şey vardı.. O’nun (s.a.v.) öyle bir gözeteni, koruyanı vardı ki; O’nu (s.a.v.) en güçsüz bir örümceğin ağı ile kibirli o müşriklerin gözlerinden ve şerrinden muhafaza edebilirdi ve etti..

İz sürücü kendinden emindi : “-İşte buradalar” dedi.. Fahr-i Kâinat Efendimizle Sıddık-ı Ekber, konuşulanları duyuyorlardı.



Ve ezelde vazife almış nöbetçiler işbaşındaydı.. İki yabani güvercin, bir de örümcek..

Mağaranın dibine kadar giden o müşrik, bu nöbetçilere takılmış ve geri dönmüştü :

"Mağaranın ağzında iki yabanî güvercinin yuva kurduğunu gördüm. Orada olduklarına asla ihtimal vermem" demişti.

Azılı müşrik Ümeyye bin Halef ise, arkadaşlarına hiddetli hiddetli şöyle seslenmişti:

"Hâlâ mağaranın orada ne dolaşıp duruyorsunuz. Orada örümceğin ağ bağladığını görmüyor musunuz? Vallahi ben, bu ağın Muhammed doğmadan önce gerilmiş olduğu kanaâtındayım."

Hak; batıla bir kez daha üstün gelmişti.. Ve Cenâb-ı Hak, nöbetçi tayin ettiği bir örümcek ve iki yabanî güvercin ile Sevgili Resûlünü bütün Kureyş'e karşı korumuş oluyordu.

Kul tam emniyetle Rabbine teslim olsun da, Rabbi onu rahmeti ile kuşatıp, koruması altına almasın, mümkün müydü bu?.. Tüm dizginler elinde bulunan Allah (c.c.), “Rabbim benimle beraber; beni görüyor, biliyor” teslimiyetine kayıtsız kalır mıydı hiç?.. Elbette kalmazdı, kalmadı ve kalmayacak da…

İmtihan dünyasının senaryolarında bazen, “sıkıntılar” başrol oynar.. Hakîm ve Rahîm olan Rabb, hikmeti ve rahmeti ile vazifelendirir, musibeti.. Değil mi ki, başımıza her ne gelse O’ndan (c..c) gelir.. Bu noktada “Bela vereni” bulana, bela; rahmetin kâşifidir..
 Günah kirlerini, ateşe bırakmak istemeyen, rahmeti ile bu dünyada, geçici sıkıntılarla kulunu temizlemek isteyen Allah (c.c.) bununla, kuluna yakınlığını hissettirir..

Kendisine kendinden daha yakın; kendinden daha şefkatli olanı bulan, daha neyi arar ki?.

Madem bizimle beraberdir Allah (c.c.), o zaman telaşa gerek yok.. Her musibette, her çaresizlikte, ümmetinin derdi ile dertlenen Allah rasulü, şefkati ile başımızı okşar, ve fısıldar kulağımıza :

“Korkma, üzülme, Allah seninle beraberdir!”

 
inşallah RABBİM hep bizlerle olur ...
SELAM VE DUA İLE KARDEŞİM
July 15
ahmed akwrote:

Mutevazi olunuz

Bir gun iki Musluman, bir vak'a uzerine,

Sinirlenip kustuler, sonra birbirlerine.

Ve lâkin yakinlari, bu hâle uzulduler,

Bu buyuk veli zâta, gelip haber verdiler.

Dediler ki, (Efendim, iki arkadasimiz,

Kustuler siz onlari baristirir misiniz?)

Husâmeddin Ussâkî, onlari cagirarak,

Buyurdu ki, bu yolda, yoktur kusup darilmak.

Ancak bazi kullarin mutevazidir hâli,

Onlar hep asagiya, akarlar "su" misâli.

"Yumusak huylu" olur ve hep alttan alirlar,

Oyle ki her mahlûka, sefkatli davranirlar.

Alcak gonulludurler, cekinirler sertlikten,

Korkarlar bir kimsenin, kalbini incitmekten.

Lâkin bâzisini da, tas ve toprak misali,

Yaratti Hak Teâlâ, gayet sert tabiatli.

"Su" topraga inerek, mutevâzi davranir,

Boylece sert topraklar, hayat bulur, canlanir.

Yâni su, yere inip, toprakla birlesince,

Ondan turlu nebatlar, yetisir nice nice.

Su yere inmeseydi olmaz idi bu hayat,

Bitmezdi o tapraktan, boyle bitki ve nebat.

Zîra toprak kalkip da, suya gitmez idi ki,

Yetissin uzerinde, turlu nebat ve bitki.

Bunun gibi ey insan, kirildigin bir kimse,

Toprak gibi davranip, yanina gelmez ise.

Sen "Su" gibi davranip, yaklas o yaranina,

O sana gelmiyorsa, sen git onun yanina.

Zira iki Musluman, birbirine kusseler,

Hangisi otekinden ozur dilerse eger,

Cennete daha once, o girer âhirette,

Ve daha cok sevaba, o kavusur elbette.

Hakiki bir Musluman, sudur ki ey insanlar,

Elinden ve dilinden kimseye gelmez zarar.

Yumusak bir haliya, benzer ki iyi insan,

Uzerinde gezenler, incinmez aslâ ondan.

O, oyle kimsedir ki, begenmez kendini hic,

Lâkin onu goreni, kaplar bir huzur, sevinc.

Yanina cekinmeden rahatca girer herkes,

Zira onlar bilir ki, o kimseyi incitmez.

O, kendini herkesten asagi kotu bilir,

Aynaya baktiginda, kendisinden igrenir.

Hicbir icraatini iyi bilmez o zinhar,

Ibadet yapsa bile, eder yine istigfar.

Degil ki bir Mu'minden, sivrisinekten hattâ,

Bile o, kendisini, ustun gormez hayatta.

selam ve dua ile

Mar. 3
Image and video hosting by TinyPichayırlı akşamlar
Mar. 2
.. ..wrote:
Feb. 29
ahmed akwrote:

 

Yarabbi sana Meryem in temizliğiyle gelmek istiyorum.Günahlarla kirlenmeme izin verme.

Sana Musa nın duasıyla geliyorum.Şeytana uymam için peşimden koşanlardan kurtar beni.

İsmail in tefekkürüyle boynumu büküyorum.Beni ve soyumu sana kul olarak yaşat.

Sana İbrahim in şevkatiyle geliyorum.Sana gelmeme engel olan şeyleri bana gösterki onları kurban edeyim.

Sana İsanın ruhuyla geliyorum.Beni katına almanı diliyorum.

Sana yunusun duasıyla yalvarıyorum.Beni yutan nefsimi karanlıklardan kurtarmanı bekliyorum. Beni selamet sahiline ulaştır.

Sana Yusuf un gömlegiyle geliyorum.Beni düştügüm ümitsizlik kuyusundan çıkarmanı diliyorum.

Sana Muhammed in(asm) kullugu ve aşkıyla geliyorum.Ubudiyetimi Miraç ın sırrıyla taçlandırmanı diliyorum (amin...)

Selam ve dua ile kardeşim...

Feb. 28
ahjane Hsuwrote:
A  greeting from TAIWAN 
Ahjane
Feb. 27
hayırlı günler
Feb. 25

Custom HTML

MSN Search
alıntıdır(http://swettsewgi.spaces.live.com/default.aspx)

Solitaire / Patience

Loading...

Custom HTML

KENDİNİ GELİŞTİRMEK Bir ormanda iki kisi agaç kesiyormus. Birinci adam sabahlari erkenden kalkiyor, agaç kesmeye basliyormus, bir agaç devrilirken hemen digerine geçiyormus. Gün boyu ne dinleniyor ne ögle yemegi için kendine vakit ayiriyormus. Aksamlari da arkadasindan bir kaç saat sonra agaç kesmeyi birakiyormus. Ikinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya basladiginda eve dönüyormus. Bir hafta boyunca bu tempoda çalistiktan sonra ne kadar agaç kestiklerini saymaya baslamislar. Sonuç: Ikinci adam çok daha fazla agaç kesmis. Birinci adam öfkelenmis: “Bu nasil olabilir? Ben daha çok çalistim. Senden daha erken ise basladim, senden daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla agaç kestin. Bu isin sirri ne?” Ikinci adam yüzünde tebessümle yanit vermis: “Ortada bir sir yok.. Sen durmaksizin çalisirken, ben arada bir dinlenip baltami biliyordum. Keskin baltayla, daha az çabayla daha çok agaç kesilir. “Kendimizi gelistirmek, baltamizi bilemektir. Kendimize zaman ayirip, yasamimizi objektif bir bakisla gözden geçirmektir. Zayif buldugumuz alanlarimizi gelistirmek için caba göstermektir. Bu, zihnimizin, ruhumuzun, karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir kosuldur. Delhi’deki ünlü tapinakta Sokrat’in su sözü yer alir: “Insan Kendini Tani.” Kendini tanimak, su anda oldugumuz noktayla olmak istedigimiz nokta arasindaki yoldur. Kendini tanimak, kendimizi nasil gördügümüz ile baskalarinin bizi nasil gördügü arasinda fark olmamasi anlamina gelir. Bireysel ve is yasamimizda basarili, mutlu ve doyumlu olmak istiyorsak, baltamizi bilemek için kendimize zaman ayirmaliyiz. http://radyo.mollacami.com/ dan alıntıdır.
Photo 1 of 8
by 
by 
by 
by 
by 
by 
More...
December 09

Seninle olamadım yanında değilim simdi

İsyanimi Sevİyorum

Tanıdığım günden beri derdindeyim,
yaralı bir ceylanın peşindeyim

Elimi uzattıkça uzaklaşan yıldızlar gibi
Bir ideal bir hayal oldun sanki
Acılara kanat çırpışın var ya
Menzili kaybolmuş turnaları andırır
Ayranı kabaran duygularınla beni
Boşver... merak etme, takıl der gibi
Yürüdükçe zifirleşen acıların kesif karanlığına
Kendin uçuyor beni sürüklüyorsun
İsyanın feryadıma benziyor haykırıyorsun
Söndürmeyi akil etmek bir yana, körüklüyorsun
İsyan çocuklarıyız yirmi birinci asrın
İsyanları kutsuyorum
Don Kişot’u okuttular okutmasına da
Yine de töre diye, dinsiz mezhepsiz zincirlere vurdular
Kendi irademle şartlandığım açmazlarıma
İsyan ediyorum, isyanını seviyorum
Varsın deli desinler akli erenler
Delilerden başkası uğramasın mekanıma
Koluma bilezik diye taktıkları kelepçeyi
Boyunlarına geçireceğim körlerin
Mağrur nefislerini put yapmış sefiller
Değerlerimin ırzına geçtiler
Kanını içtiler duygularımın,
kanımı taşıyan yarasalar
İçime kara sevdan düştü sarı çiçeğim
Acılarıma sünger basıp tuz ekeceğim
Çoktan aşmışım korkuların alçak çekingenliğini
Seni oralardan alıp ciğerlerime çekeceğim
Ne desem sana nasıl anlatsam ne kadar sevdiğimi
Boşver anlatmayayım biliyorsun ne kadar
Seni seviyorum sarı çiçeğim,
vallahi senin sevdiğin kadar
Öyle özledim ki beni mecnun eden varlığını
Şefkat eli bekleyen yetim çocuk gibi
Göreceksin kabına sığmayan deli Turanı
Bir kedinin uysallığında kaplanın yaralı hali var
Uyku çeşmesi boşa akıyor susamıyorum artık
Susuzluğumu hayalin, beni düşünüşün gideriyor
Yine de içim yanıyor kanamıyorum bu kadarla
Benim yiğit kadınım kendini toparla
Dönüsünü bekliyorum acıların içinden
Seninle olamadım yanında değilim simdi
Gönlümdesin desen bile yetmiyor avunmama
Bağrıma basıp ta sıksaydım emdiğin acıları
Saçlarını koklayarak sevgim ve şefkatimle soğuturdum
Ya da yüreğime aktarırdım sana ızdırap veren sancıları
Sana çok görmedim bende isyanlardayım
Çıkar yol ancak budur biliyorum
Senin varlığını sevdiğim kadar, isyanını seviyorum...


Gökyüzünü sahipleneceksin

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.

Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince,

Çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin.
Ille de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,










Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı,senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak.
Ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
Ilişik yaşayacaksın.

Ucundan tutarak..
 
 
 
can yücelden
 
November 15

istermi istemezmi

İstemem Babacığım İstemem
Kızım seni Ali'ye vereyim mi?
İstemem babacığım istemem,
Onun adı Ali alır eder deli.
İstemem babacığım istemem

Kızım seni Ahmed'e vereyim mi?
İstemem babacığım istemem,
Onun adı Ahmet alır verir zahmet.
İstemem babacığım istemem.

Kızım seni Yaşar'a vereyim mi?
İstemem babacığım istemem,
Onun adı Yaşar alır beni boşar.
İstemem babacığım istemem.

Kızım seni Ömer'e vereyim mi?
İstemem babacığım istemem,
Onun adı Ömer alır beni döver.
İstemem babacığım istemem.

Kızım seni Engin'e vereyim mi?
İsterim babacığım isterim,
Onun adı Engin babası zengin.
İsterim babacığım isterim.

November 08

Konuşulan konu sanal alem sana ne demeli bilmem ki !! mutlaka okuyun süper

 

Alıntısanal alem sana ne demeli bilmem ki !! mutlaka okuyun süper

Sanal aşk dedikleri Ne ismi, ne adresi belli
iş, okul, sorma sakın mesleğini
Kesinkes üniversiteli
Atar bir isim, der ismim Ali,Veli,Ayşe,Fatma
Yaşını da doğru söylemez ki
Yirmi beşindedir her dem, olsa da elli
Acaba bekar mıdır, evli mi
Bekarım diyecek tabi ki
Olsa da torun sahibi
Dostça başlar herşey önceleri, sizli bizli
Başbaşþa kalınca kaçınılmaz sevda sözleri
Canısı, aşkısı,göz görmez başka kimseleri
Aşık olursun sözlerine, o birtanesi
En güzelidir şaşı da olsa gözleri
Belki de kaba saba biri, bilemezsin ki
Görmek istersin şeklini, şemalini
Gönderir katalogtan bir mankenin resmini
Ateş düşer yüreğe bir kere, neylemeli
O´da sever Allah için, dört eder iki kere iki
Gün gelir kesilir ses soluk, acaba nerdedir ki
Her gece yanındayken, yoktur artık eseri
O şimdi, yepyeni nick´li
Tümüyle değiştirmiş kimliğini
Sen günlerce bekle gelir belki
Uğrar arada sana da canı istedimi
Atar bir sürü geçersiz bahaneleri
Bilirsin, yalandır her kelimesi
Yine anlatır bir sürü aşk hikayeleri
Seninleyken bile başka masada aklı fikri
Ya mesaj yazar ya, açmıştır msn´i
Sakın ha sakın sitem etmemeli
Anında vurur en iğneli sözleri
Ah sanal alem ah, sana ne demeli
Seninle yaşanıyor aşkların en güzeli
Acıar senden gelir bal kaymak misali
Her tatlı söz bozduruyor tüm tövbeleri
Kimin eli kimin cebinde belli değil ki
Bu gün sen, yarın gelecek başka birileri
Senin de ondan farkın ne ki
Aşk böyle değildi, kim icat etti ekranda sevmeleri
Ah sanal alem ah, sana ne demeli
Kabul eyle sitemlerimizi...

November 06

hayat,ölüm ,konu,yazı,blok,sevgi,vuslat,savaş,barış,program,yağmur,güneşHayat Kadar Yalan, Ölüm Kadar Gerçektik

Bugün yine hatıralarımı gözlerime yükleyip “senin gözyaşların “ diye bulutların eteklerinden düşen yağmur tanelerini topladım küçük ellerimle. Yokluğunda üşüdüm. Sıcak sesini aradım kurak topraklara bereketi dağıtan rüzgarın koynunda. Varlığını sorguladım cümlelerin virgülsüz sokaklarında..Seni aradım gecenin iç cebinde.. Yüzünü, gülüşünü aradım hatıralarımın ağlayan suretinde..Bazen senin yüreğinde sevilmiş olmanın gururuyla kendimle onur duydum bazen de yalnızlığını soludum. Sonbahar yapraklarının sokaklarında gezindiği vakitlerde ben adının her bir harfini gözyaşlarımla yıkayıp gülüşlerimin sıcak avlusunda kuruladım. Ölmeden önce zzbere tanıdığım karanlıkların içinde benden yabancı kollarda baharın beyaz duvağını giyinmiş yüreğine emanet ettim yüreğimi. Sen mavi düş ülkelerinin bulutlarında gezinirken ben ayak uçlarına serpiştirilmiş acılarını sırtlanıp gülüşlerinde tazeledim yitirilmiş düşlerimi. Bedeller ödedim senin için. Kah yalnızlık sinmiş odamda cığlık cığlığa sevdanı sayıklattım dudaklarıma kah adının her harfini kanattım parmak uçlarımda. Bağışla beni sevgili. İçimdeki sana olan ölümsüz sevgiyi “ varlığımda” yaşatamasam da sen uzaklarda acılarını bedenimle ödemek sensizlikte yapabileceğim tek şey ne yazık ki..Bir ömür mutlu olacağını bilsem, bedenimi kefenleyip varlığına serilsin bu yamalı kalbim.Çünkü ben sadece bir şafak vakti sis duvarlarından aşıp acılara yenilmiş dudaklarına sunulmuş bir damla can suyum…

 Yokluğuna kanayan her gecede “ benden ömür uzaklıktaki yüreğinden ” kurak toprağa düşen cümlelerin ölüme mevzilenmiş namlusunda kanattım hasretini. Sen kirpiklerini gökyüzünün ince dallarında uyuturken, ayrılıklara yataklık eden bir eşkıya gibi kelimelerin namlusunda ağlattım içimdeki cocuğun gözbebeklerini . Sen benden uzaklarda susmaları oynarken ben sensizliği anlatan intihar mektuplarının harflerinde susturdum yokluğunun pas tutmuş çığlıklarını. Seni sevmenin bedeli ölümle onurlandırılmışsa sevgili; gülüşlerim kefenim, saçların darağacım olsun… Çünkü ben; ayrılık şarkılarının notalarına yaslanıp uzaklarda yarınlarım için vuslat cicekleri toplayan kadının dudaklarından söylenmiş son mutluluk cümlesiyim..

 Unutma sevgili ; benden bir ömür uzaklığa gitsen de, ben hala ilk gün ki gibi seviyorum seni. Sesini duymasam da varlığına yaslanıp dualarıma ekliyorum ıslak gözyaşlarımı. Tozlanmış hatıralarımı gözlerimin önüne getirip getirip yüreğinle bana gülümsediğin hallerini anımsıyorum. Lakin gittiğin günden beri her yağmurda hüzünler üşüşüyor bedenime. Ne zaman yağmurun bulutlarla dansına tanıklık etsem; kanla yıkanmış yaşlarım düşüyor kuru toprağın ince dudaklarına. Yaşıma,başıma aldırmadan delicesine ağlıyorum gözlerimde nem, yüreğimde sensizlik ile..Biliyorum ki; gözlerimden her akan yaş, bana haram gülüşlerine dua oluyordur. Kirpiklerimden akan her nem, senin yazgına senin acılarına kefaret ödüyordur umarım.. Ve geleceğini bilsem; umuda gebe sabahlara kurşun sıkardım. Ölmeden önce gözlerini göreceğimi bilsem; dağlarını sırtlanıp tuz basardım kanayan sancılarıma..Ah gülüm, ah hicrana gelin ettiğim yarim..Gittiğin mevsimlerden dönüp baharlarıma gülümsemeyecek misin ?

 Gittin ama gidişine hiçbir zaman pes etmedim. Yokluğunda kazılmış ayrılığın dipsiz çukurlarına düştüm. Canıma, yüreğime ilmeklediğim seni benden acımasızca söküp ipsiz uçurumlara sürgüler beni. Ezildim, itildim nemli duvarların sağır dudaklarında. Kanayıp durdum sensizliğin çatısız duraklarında. Ama pes etmedim. Gittin diye, beni “ sensiz “ bıraktığın diye senden vazgeçmedim. Gidişine yargısız ve acımasız mahkemeler kurup sevgine ayrılık hükmünü giydirmedim. Gözlerinde kanayan bir hatıra olsam da ben senin sevgini hep nefesim bildim. Yüreğine dokunamadığım her gece taş dibekleri yumruklayıp sensiz denizleri yakıp yıktım. Sancıyla kavrulan bedenime yosun bağlamış taşları reva gördüm. Bayatlamış bir isyanı üzerine giyinip ayrılığa bayrak açan ruhumu kalbimin ölümsüz sevdasıyla savaşlar açtım.. Meydanlarda süngüsüz kalsam da sevdanı tek silahım bildim. Ayrılıklar zafer çığlıkları atsalar da, ben seni kazandım. Biliyorum bu dünyada bize vuslat yasak.. Bize kavuşmalar hep ırak. Ama aşk bu değil midir ki; gitse de bir yudum gülüşüyle hala yürekte yaşatabilmek ?..Merak etme hüzün gözlüm; sen gitsen de ben sadece seni sevdim sevgili..Çünkü biz seninle aynı yürekle gülümseyip aynı gözle ağlayan iki imkansız yürektik kavuşmaları ölüme ertelenmiş….


 Gitmiştin; ayrılığın meteliksiz sebepleri yamalı yüreğimde, kör hançeri göğsümde ışıldarken gitmiştin. Haklıydın gitmekte.. Ben gökyüzünden düşüp gülüşlerine yağan kar tanesiydim sen ise baharların en nazlı çiceği. Yüreğine her sarıldığımda sen üşüyecektin, bedeli ödenmemiş acılarını bedenimle sardığımda yine de sen ayazlara yenik düşecektin. Oysa ben sadece senin yüreğin için gökyüzünden serpilmiştim dudaklarına. Sadece senin gülüşlerin icin serilmiştim yapraklarına. Sevdana doğmuşken kar tanesi iken ben senin yapraklarında ölmeye gelmiştim. Aldığın nefes benim mutluluğum bilmişken her acın benim ölümüm olacaktı.. Ben senin yüreğinde yeniden doğmaya değil, senin yapraklarında ölüme kanatlanmaya gelmiştin.. Bilemedin seninle öleceğimi.. Bilemedin senin yüreğinde yavaş yavaş eriyeceğimi.. Gittin, yapraklarından düşüp toprağa sarıldım. Kanadı düşlerim, ezildi kelimelerim. Ben senin yüreğinde ölmeyi isterken, ben toprağın avuçlarında yavaş yavaş eridim. Ama hiçbir zaman ayrılığa yenilmedim ben. Çünkü ben seni sensiz yaşatacak kadar cok seviyordum. Bir gülüşüne bedenimi ölümün ayak uçlarına serecek kadar cok seviyordum seni. Çünkü; sen benim nefesimdin. Cünkü biz seninle güneşe mevzilenmiş sabahların avuçlarında vuslata gülümseyecek iki sevda tohumuyduk dallarında hep mutluluk cicekleri açacak…


 Şimdi benden uzaklarda olsan da gecenin karanlığında “ umuda gülümseyen “ o gözlerini düşlüyorum. Adını bilmediğim rüzgarlara seni anlatıyor, gökyüzümden gelip geçen turnalara seni soruyorum. Bensiz uzaklarda mutlu olduğunu duydukça bir cocuk gibi seviniyorum. Gitsen de ben hala sendeyim sevgili. Gözlerini gördüğüm ilk günden beri ben hep aynı yerdeyim. Unutma sevgili; sana göre “ hiç yaşanmamış “ , bana göre “ hiç sonlanmamış “ sevda masalının iki kahramanıydık seninle..Mavi bulutların kirpiklerinde yıkanmış cümlelerin vuslat kokan satırlarıydık biz seninle.. Birbirimize severken ne savaşlar verdik seninle.. İmkansızlığı kelimelere ilmekleyip kavuşmalarımızı Ahirete erteledik. Aynı gökyüzünün altında gezinip aynı baharlara gülümsedik. Aramıza devasa yalnızlıklar örüldü, sevdamız emeklerken bize kör uçurumlarda tek başımıza yürüme reva görüldü. Aynı baharda yaşarken ayrı çöllerde düştük seninle..Aynı kirpiklerinden akan iki damla gözyaşı iken sen baharlara gelin oldun ben ise toprağın kanayan yaralarına bir dirhem tuz…

 Gülüşlerimi yüreğine takıp tüm imkansızlığa inat bir gün kavuşabilseydik seninle ; yağmura aldırmadan saatlerce dans edecektim seninle gökyüzünün şahitliğinde. Sırılsıklam olmuş tenine taze gülüşlerimin sıcaklığını serip adaklar adayacaktım her nefesine.. Yağmur sonrası gökkuşağının güzelliğini çalıp baharın taze gelinciklerini örecektim naif yüreğine..Söyle ey yar; bulutları saçlarıma indirip bir bahar günü gelecek misin gülüşlerimin sıcaklığına ? Söyle ey yüreğimi acılarına adadığım sevgili; dönecek misin yüreğimin yalnızlığına ? Eşlik edecek misin yağmurla gözyaşlarımın dansına? Şahitlik edecek misin seni “ sensiz “ yaşatmama ? Kelimelerin susmalarına üzerine örtüp ben satırlarda gittiğin güne ağıtlar yakıyor olacağım. Sensiz yaşadığım her güne gitmiş olsan da yaşadığım aşkın mutluluklarını bulutlara yazıyorum olacağım. Ve sen yazılan bu satırlardan habersiz “ bensizliğe “ uyandığında ben sana nefes alıyor olacağım… Gitsen de benden, ben hala seni seviyorum çünkü biz seninle hayat kadar yalan, ölüm kadar gerçektik..

www.dilektensizlere.com/forum

www.dilektensizlere.com